SERGİLER / EXHIBITIONS

Sezgin Malkoç

Günümüz insanı var oluşundan beri yaşadığı dünyayı algılamış ve çizgi ile anlamlandırmıştır.

İnsan ve toplum evrimleştikçe algısında gelişen imajlar ona yaşam alanındaki biçim ve rengin iç içe geçtiği imgesel dünyayı yaratmıştır.  Bu dünya ona var olan gerçekçiliğin dışındaki asıl olan düzlem ve strüktürel dönüşümün içersindeki morfo-plastik devimini sağlamaktadır. Yaşamı sorgulamamız gördüklerimizi algılarlarken zihnimizdeki ve duygularımızdaki mutlak gerçekçiliği geometrik bir betimlemeye indirgemektedir.

Renklerden oluşan biçimsellik çizgilerde netleşirken dış noktada bizi duyu karmaşasına yoğunlaştırır. Yoğunluk, bizi, çizginin ana merkezi olan boşluktaki, soyut-somut ilişkisinde birleştirir.

Bugüne kadar gelmiş geçmiş sanat anlayışları, sanat yapıtlarında hep renk ve formun uyumunu sorgulamamış mıdır?

Oysaki Sezgin Malkoç, resimlerinde aradığımız ve sorguladığımız görsellerin bize bıraktığı izlerin oluşumlarındaki, görmeyi reddedip sadece duyumsadığı geometrinin astral dönüşümündeki yolculuğu eserlerinde ifade etmektedir.

Bireysel olan, genel olanla karşıtlık içindeyken birbirini boşluğa iten plastik elemanlar, eşitleştirici kontrastlarla dengelerini bulurlar. Sezgin Malkoç eserlerinde; Renkler ve kompozisyon ile günümüz teknolojisinin yarattığı statik durumu reddedip insana değişken doğasını ve özgürlük duygusunu sunar.

Eserlerindeki ana tema, insan isteğinin imajlara indirgenme anındaki karmaşası ile renklerin organik yapısı arasındaki iletişimidir. Sanatçı bu oluşumu eserlerindeki varlık, ölçü, orantı ve renk yapısalcılığı ile bütünleştirmiştir.

“ Zaman Güçlüydü zamanı yakalama isteği akışkanlığa yetişmek, alışkanlıkları getirmişti, her an her şey değişiyordu formun ne önemi vardı? “  Sezgin Malkoç